“Türkiye’de Ayrımcılığın Haritalanması” çalışması İHOP (İnsan Hakları Ortak Platformu) çatısı altında Türiye’de bir grup insan hakları aktivistinin yürüttüğü ortaklaşa bir bilgi/ağ analizi projesidir. 2008 yılından itibaren proje, İnsan Hakları Derneği, MazlumDER ve Af Örgütü Türkiye’nin İzmir, Van, Adana, Mersin, Tarsus & Antakya şubelerinden oluşan yerel çalışma gruplarının katılımıyla bazı ayrımcılık vakalarının haritalanması işine odaklandı. Helsinki Yurttaşlar Derneği’nden küçük bir ekip de bu çalışma sürecinin yürütücülüğünü üstlendi. Çalışma, Türkiye’deki çeşitli ayrımcılık uygulamalarının ve dinamiklerinin analiz, teşhis ve teşhir edilmesini amaçlamaktadır. Ağ analizi yönteminin insan hakları alanındaki yaratıcı uygulamalarına bir örnek teşkil eden bu projede, etnik kimlik, dini aidiyet, dil, cinsel tercihler ve fiziksel/zihinsel engel gibi çok çeşitli temellerdeki bir ayrımcılık vakalarının “haritası” çıkartıldı. Hazırlanan bu haritalar, her bir ayrımcılık vakasının görsel bir özetini sunarak bu vakalarda rol alan kilit kişi ve kuruluşların birbirleriyle etkileşimlerini gözler önüne sermekte ve bu sayede insan hakları savunucularına ayrımcılıkla mücadelelerinde daha etkin stratejiler geliştirebilmeleri için yeni kapılar açmaktadır. Bu çalışmamız ile toplumsal yaşamın her alanında, hem gündelik hayatta hem de kurumsal / yasal çerçevede karşılaşılabilecek ayrımcılık pratiklerine dair toplumsal farkındalık yaratmayı ve daha geniş kesimlerin bu konuda hassasiyet kazanarak kendi alanlarında olumlu bir dönüşüm için seferber olmalarına katkıda bulunabilmeyi umuyoruz.

Ayrımcılık nedir?

Oxford Sözlük, ayrımcılık kavramını özellikle ırk, yaş ve cinsiyet temelinde farklı gruplara / insanlara yönelik haksız veya önyargılı muamele” olarak açıklamaktadır.[1] Ayrımcılık pratiklerinin izlekleri, bizimkinden farklı olan sosyal gruplarla ilgili ön yargı veya klişe üzerine kurulu inanç sistemlerinin oluşumu üzerinden takip edilebilir. İnsanlar yemek yemek, nefes almak, içki içmek, aileye, dile ve kültüre sahip olmak gibi özellikler üzerinden ortaklaşıyor olsalar da, bir takım fizki özellikler (ten rengi, saç rengi, cinsiyet), kültürel (diller, inançlar, adetler) ve sosyal sistemler (sınıf, toplumsal cinsiyet, yaşam yeri) gibi veçhelerde farklılıklar göstermektedir. Verili sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel koşullar altında, bu eksenlerde söz konusu olan benzerlik ve farklılıklar toplumların sosyal kategori gruplarını oluştururlar. Bugünün toplumlarında alışık olduğumuz kategoriler arasında yaş, toplumsal cinsiyet, etnisite, kültür, sınıf, din vb. gibi ana eksenler sayılabilir. Kapsayıcı bir liste olmasa da, bunlar bugünün modern toplumlarında insanların “biz” ve “onlar” temelindeki tahayyüllünün ana eksenlerinde bazılarıdır. İnsanların değişik şu veya bu sosyal gruplara aidiyeti her ne kadar normal olsa da, bu aidiyet başkaları ile ilgili yanlış ve/ya koşullanmış bilgi üzerinden kuruluyorsa bu bizi önyargılı davranışlara açık hale getirir. Önyargı ister olumlu ister olumsuz resmetsin, genellikle üzerine kurulu olduğu zemin toplumların güç ilişkilerinin ürettiği görmezden gelme, yanlış bilgi sahibi olma ve/ya farklılıklardan korkudur. Ayrımcı pratikler birçok şekil alabilir, fakat hepsi bir tür dışlama veya reddetmeyi içerir.

Sistem olarak ayrımcılık

Çoğu zaman bireysel, kolektif veya kurumsal ayrımcı davranışlar daha kapsamlı bir dışlama sistematiğinin emareleri olarak vuku bulurlar. Tarihi ölçekte baktığımızda, ulus-devlet inşa süreçleri etnik, dini ve kültürel kimlikler temelinde ayrımcılıklarla ilişkilendirilirken, Amerika Birleşik Devletleri’nin Afrikalıları köleleştirmesi, Çin’in yoğun çocuk işçi çalıştırması veya Batı ülkelerinin göçmen politikaları kapitalist üretim modeliyle korelasyon gösteriyor. Günlük pratiklerde, hastası bir etnik azınlık anadilinde konuştuğu için tedaviyi reddeden bir doktoru, basit bir tartışma yüzünden mahallesinden linç tehdidiyle kovulan bir Roman hane haklarını, veya ‘kamu ahlakı’nı bozduğu gerekçesiyle kapatılma kararı verilen bir LGBTT derneğini düşünebiliriz gibi örnekleri düşünebiliriz. Bunun gibi çeşitli ayrımcılıklarla mücadele eden sosyal hareketler, bu süreçleri bir tür sistemli güç kullanımı ve normalleşme süreci olarak tanımlama uğraşı verdiler, onları seksizm, faşizm veya kapitalizm gibi –izm’ler ile tanımladılar. Bu anlamda, hak mücadelelerinde maruz kalınan ihlallerin iktidar temelli izleklerini işaret etmek, sosyal değişim için gerekli araçlara sahip olmak adına önem taşımaktadır.

Ağ haritası nedir?

İsminden de anlaşılacağı üzere “ağ haritası”, ilişki ağlarını resmeden bir harita çeşididir. Ağ haritalarının insan hakları alanında kullanımını konu alan makalesinde Skye Bender-deMoll, ağ mefhumunu “birimler (örgüt, insanlar veya belgeler gibi) arasındaki ilişkilerin (bağlantı, ortaklık veya temas gibi) tanımladığı veri koleksiyonu” olarak tanımlıyor.[2] Dolayısıyla, ağ haritasının bizim amacımız açısından yeterli bir tanımı, çeşitli birimler ve aralarındaki ilişkileri tanımlayan bir tür görsel diyagram olduğudur. Ağ kavramı, ağ haritasının diğer harita türlerinden farklı bir özelliğine vurgu yapar; burada önemli olan ilişkisel bilginin açıklama gücüdür. Bu açıdan birimleri coğrafi konumlanmalarına göre görselleştiren haritalardan farklı bir içsel mantığa sahiptir. Ağ haritalarının coğrafi bir zemini yoktur; bunun yerine birimlerin haritadaki yerleşimlerini belirleyen şey ilişkilerin gücü ve türüdür.

Ağ haritasının ayrımcılıkla ilgisi nedir?

Bu projenin temel hedefi, bir temsili sistem olarak ağ haritalama metodunu ayrımcılık fenomenini daha iyi anlamak için kullanmaktır. Bugün yazı, formül, denklem, grafik, resim ve harita gibi çeşitli temsili sistemler farklı disiplinler tarafından giderek daha fazla birbirleriyle bağlantılı olarak kullanılmakta. Hepsi de ilgilendikleri alanla ilgili kavrama kabiliyetlerini biraz daha fazla arttırma gayesiyle gerçekliği belli bir basitlik düzlemine indirme ortak özelliğini paylaşmaktadır. Bu proje de, ayrımcı pratiklerin vuku bulduğu bir sosyal sistemde faaliyet gösteren insan hakları aktivistinin çalışma ortamına, ağ haritalama metodunu daha görsel, bilgilendirici ve yaratıcı bir metodu teşvik etmek amacını taşımaktadır.

Bu amaç için ağ haritalama metodu rastgele seçilmiş bir metot değildir. Toplumda ayrımcı pratiklere yol açan güç ilişkileri ile ağ haritalamanın mantığı arasında önemli bir örtüşme vardır. Tahmin edileceği üzere bir ayrımcılık vakasını çevreleyen sosyal bağlam oldukça karmaşık bir aktörler ve ilişkiler kümesini barındırır. Buna mukabil, tipik bir insan hakları savunucusu veya örgütünün her açıdan – insani, sosyal ve finansal – sınırlı kaynaklarla çalışmasını sürdürmekte olan bir aktördür. Bu yüzden de karşılaştığı bir vaka karşısında hangi müdahalede bulunacağı konusunda seçici davranır. Bir çok zaman, çalışma deneyimiyle edinilmiş sezgisel bilgiler mucizevi başarı kazandırabilir. Hatta çoğu zaman belli bir senaryo karşısında verilen tepkiler, enformel, sezgisel, belgelenmemiş, tecrübeye temelli bilgilere dayanır. Fakat deneyim temelli bilgiyle verilen kararlar, vakanın vuku bulduğu özgün koşulları yeterince değerlendirme şansına her zaman sahip olmaz. Bilakis, bir çok zaman bu, önceden koşullanılmış yöntemlerin çok tekrar edilmesi sonucunu doğurur ve durumun özgün koşullarıyla uyumlu yeni yolların denenmesinin atlanmasına da sebep olur. Buna mukabil, mücadele alanıyla ilgili kendine ayna tutan bir şekilde düşünme pratiği, daha bilinçli ve yaratıcı müdahalelerin önünü açabilir. Ağ haritalaması için biçilen rol, tam da buna vesile olmaktır.

İlişkisel bilgiye yaptığı vurguyla ağ haritasının ayrımcılıkla mücadelede aşağıdaki noktalarda faydalı olacağını düşünüyoruz;

ü  Bir vakanın karmaşık aktör ve ilişki kümelerini görmek,

ü  Hali hazırda uygulanmakta olan mücadele yöntemlerinin etkilerini görmek,

ü  Dâhil olması halinde etki yapabilecek aktör ve ilişkileri düşündürmek,

ü  Farklı müdahale alanlarını anlamak,

ü  İzlekler, güçlü-zayıf ilişkiler, kritik aktör ve ilişkiler, kümelenmeler  gibi yeni taktik ve strateji kurmada önemli köşe taşlarını saptamak.


[1] See Oxford Dictionary

[2]